• www.selametturizm.com
    • www.selametturizm.com
    • www.selametturizm.com
    • www.selametturizm.com
    • www.selametturizm.com
    • www.selametturizm.com
0332 351 61 21
DÖVİZ KURLARI
AlışSatış
Dolar5.74305.7660
Euro6.33076.3561
LÜZUMLU LİNKLER
SİTE HARİTASI
TAKVİM

Medine Ziyaret Yerleri

MEDİNE İ MÜNEVVERE’DEKİ ZİYÂRET YERLERİ VE MÜBÂREK MEKÂNLAR    

RAVZA İ MUTAHHARA
 Ravza, bahçe ve cennet anlamlarına gelir. Ravza-i Mutahhara geniş anlamıyla, âlemlerin Efendisi Hz. Muhammed (s.a.s)'in medfün bulunduğu yer ve Mescid-i Nebi demek ise de, özel manasıyla Mescid-i Nebi'nin içinde Hz. Peygamber (s.a.s)'in kabr-i saadetleriyle minber-i şerif arasında kalan kısım demektir. Bu yer 10 m. genişliğinde ve 20 m. uzunluğunda 200 m2 lik bir sahadır. Bu alanın fazileti ile ilgili olarak Allah Resulu şöyle buyurur: "Evimle minberim arası, Cennet bahçelerinden bir bahçedir" (Tecrid-i Sarih Tercümesi, IV, 268). 

Medine'de bulunan Mescid-i Nebi'nin fazileti hakkında Allah elçisi şöyle buyurur: "Fazla sevap umarak, içinde namaz ve ibadet için şu üç mescid dışında hiç bir mescid için yolculuk yapmak uygun olmaz: Mescid-i Haram, Mescid-i Nebî ve Mescid-i Aksâ" (Tecrid, IV,199); Benim şu mescidimde kılınan bir namaz, Mescid-i Haram dışında, diğer mescidlerde kılınan bin namazdan (sevap yönüyle) daha hayırlıdır" (Tecrid, IV, 249). Zikredilen faziletleri bünyesinde bulunduran mescidde, Hz. Muhammed (s.a.s)'in medfûn bulunduğu "Hücre-i Saadet", Kâbe dahil yeryüzünün her noktasından, göklerden ve arştan daha üstün ve şerefli kabul edilmiştir (Tecrid, IV 258). Kabr-i saadetlerini ziyaretin faziletiyle ilgili olarak şu iki hadis zikredilir: "Kabrimi ziyaret edene şefaatim sabit bir hak olur" ; Kim ki, beni vefatımdan sonra ziyaret ederse, hayatımda ziyaret etmiş gibidir" (Acluni, Keşful-Hafâ, Beyrut 1351, II, 250). Bu hadisler göz önüne alınınca, Medine'de Hz. Peygamber (s.a.s)'in kabrini ziyaret etmenin ve bu Mescid'de namaz kılmanın sevabı kendiliğinden ortaya çıkar. Bundan dolayı müslümanlar, gerek hac ve gerekse umre için yaptıkları seyahatlarda bu mübarek yerin ziyaretine çok önem verir. Bu mescid ve kabri ziyaret, İslam âlimlerince mendûb bir amel olarak kabul edilmiştir. Öte yandan Hanefi bilginleri, mâlî durumları elverişli olan kimseler için bu ziyareti vâcib derecesinde saymışlar; bir zaruret olmaksızın terkedilmesini büyük bir gaflet ve katı yüreklilik olarak kabul etmişlerdir. 

Mescid-i Nebî ve kabr-i saadetin hac ibadetinden önce veya sonra ziyaret edilmesi caizdir. Ancak Medine-i Münevvere, hacının yolu üzerinde bulunmadığı takdirde yapılan hac farz ise, merkad-i saadetin hacdan sonra ziyaret edilmesi daha uygun görülmüştür. Böylece günahlardan arınılmış halde Hz. Peygamber (s.a.s)'in huzuruna çıkılmış olur. Fakat Medine, Mekke'ye giderken hacının yol uğrağı ise, önce Resulullah'ın kabr-i şerifini ziyaret etmek gerekir. Bu durumda kabr-i saadetin ziyaretini hacdan sonraya bırakmak, kişinin katı yürekli olduğuna işarettir. Eğer yapılan hac nafile ise, kabr-i saadetin hacdan önce veya sonra ziyareti arasında fark yoktur. Her hacı kendi durumuna göre hareket etme serbestisine sahiptir. 

Hac veya umre yapmak amacıyla Medine'ye gelen kişi, temiz elbiseler giyer, güzel kokular sürünür, salavât-ı şerife getirerek Mescid-i Nebi'ye "Bâbü's-Selâm" veya "Bâb-ı Cibril" denilen kapıların birinden girer. İki rekât "Tahıyyetül-Mescid" kılar. Eğer namazı imkan bulursa Resulullah (s.a.s)'ın mihrabı yanında, mümkün olmazsa minber veya mihraba yakın bir yerde, bu da mümkün değilse "Ravza-i Mutahhara" denilen kabr-ı saadet ile minber arasında kalan kısımda kılar. Burada yer bulunamadığı takdirde Hz. Peygamber (s.a.s) zamanında yapılan Mescidin herhangi bir yerinde kılmak efdaldir. Bu da mümkün olamıyorsa, Mescidin sonradan genişletilen kısımlarında uygun bir yerde kılınabilir. 

Tahiyettül-mescidden sonra, bu saadete erişmesi sebebiyle iki rekât da "şükür namazı" kılar ve istediği duaları yapar. Sonra da tevâzu ve âdâbına uygun olarak Hz. Muhammed (s.a.s)'in kabr-i saadetine yaklaşıp başı hizasında durarak, Resulullah'ın kendisini gördüğünü ve sözlerini duyduğunu düşünerek selâm verip dua okur. 

Ravza-i Mutahhara adı verilen alan içinde "Ebu Lübâbe" ve "Hannâne" adında direkler vardır. Bu direklerin neye işaret olduğunu şöyle anlatmak mümkündür: Ebu Lübâbe, Ensardan ve Evs kabilesindendir. Kureyzaoğulları savaşında, düşmana, teslim olmaları halinde kendilerine verilecek cezanın ölüm olacağını işaret etmiş olduğundan kendisini, suçluluk psikolojisi içinde Mescid-i Nebî'de bir sütuna bağlattı. Tövbesi kabul edilip Hz. Peygamber (s.a.s) tarafından çözülmedikçe bağını hiç kimseye çözdürmeyeceğine ve bir şey yiyip içmeyeceğine yemin etmişti. Yedi gün bağlı kaldıktan sonra tövbesi kabul edilmiş ve bağını Resulullah (s.a.s) çözmüştür. Ebu Lübâbe'nin kendisini bağlattığı direğin yerindeki sütuna hâlen "Üstüvâne-i Ebu Lübâbe" denilmektedir. 

PEYGAMBERİMİZ’İN (S.A.V) KABRİ VE EFENDİMİZİ SELAMLAMA  

Alemlere rahmet olarak gönderilen  Hz. Peygamber’in kabrine yaklaşır. Başı hizasına gelerek yüzünü Hz. Peygamber’e çevirir. Alemlerin sevgilisi Hz. Muhammed’in huzurunda olduğunu düşünür. Hz. Peygamber’in, kendisini görmekte ve sözlerini işitmekte olduğunun şuur ve idraki içinde: 
"Es-Selâmu aleyke yâ Rasûlallah  - Es-Selâmu aleyke yâ Habîballah 
Es-Selâmu aleyke yâ Nebiyyallah - Es-Selâmu aleyke yâ Hayre Halkillah 
Es-Selâmu aleyke yâ Hâteme’n-Nebiyyîn - Es-Selâmu aleyke yâ Seyyide’l-Mürselîn" şeklinde selâm verir, dua eder. Hz. Peygamber’in huzurunda yapılan duaları Allah’ın geri çevirmeyeceğini düşünerek ihlas ve samimiyetle içinden geldiği gibi dua eder.
Kendisi Hz. Peygamber’e selam verdikten sonra başkaları tarafından Hz. Peygamber’e emanet edilmiş olan selamları: "Ya Rasulellah! Falan, falan.... kimselerin de selamları var. Allah katında senden şefaat diliyorlar. Onlara ve bütün müslümanlara şefaat eyle" diye tebliğ eder. 
Sonra  sağ tarafa ilerleyip Hz. Ebu Bekir’in başı hizasında durarak: 
"Es-Selâmu aleyke yâ Ebâ Bekri’s-Sıddîk 
Es-Selâmu aleyke yâ Halifete Rasulillah - Es-Selâmu aleyke yâ Sahibe Rasulillah" şeklinde selam verir, dua eder. 
Daha sonra bir metre kadar daha ilerleyip Hz. Ömer’in başı hizasında durur. Ona da: "Es-Selâmu aleyke yâ Ömer - Es-Selâmu aleyke yâ Emire’l-mü’minîn - Es-Selâmu aleyke yâ Faruk" şeklinde selâm verir, dua eder. 

CENNETÜL BAKİ 

Medine-i Münevvere’nin mezarlığıdır.

Bu mübarek kabristanda Peygamber Efendimizin amcası Hz. Abbas, torunu Hz. Hasan, damadı ve üçüncü halife Hz.Osman-ı Zinnureyn, halası Hz. Safiye, çocuğu Hz. İbrahim, kızı Rukiye, Fatıma ve mübarek hanımları başta olmak üzere sahabe ve tabiundan birçok zevat medfundur.

Bu kabristandaki türbeler ve mezar taşları, Medine-i Münevvere, Osmanlı idaresinden çıktıktan sonra yıktırılmıştır.

Şimdi etrafı duvarlarla çevrili olan bu kabristan bir tarla görünümündedir.

Kıble yönüne göre Mescid-i Nebi’nin soltarafında, hemen yan tarafındadır.

UHUD DAĞI      

Medine’nin 5 km. kadar kuzeyinde bir dağın adıdır.

Hicretin üçüncü yılında (M.625) müslümanlarla müşrikler arasında burada yapılan savaşta, Ashab-ı kiramdan 70 kişi şehid olmuş ve buraya defnedilmişlerdir.

Peygamberimizin amcası ve şehidlerin efendisi Hz.Hamza da bunlar arasındadır.

Daha evlendiği gece zifafa girerek efendimizin uhud savaşına çağrı yaptığını duyan yıkanma ve gusul imkanı bulamadan cepheye koşan şehit düşen Peygamberimizin gökte meleklerin yağmur sularıyla yıkadı dediği ve bizimde adını şirketimize vererek bereketlendiğimiz medarı iftarımız  Hz Hanzala r.a da uhudda medfundur. 

Hz.Peygamber, her yıl Uhud şehitlerini ziyaret eder ve onlara dua ederdi. Uhud şehitlerini ziyaret etmek de müstehaptır.

Uhud şehitleri de ziyaret edilirken güzel gül kokuları içerisinde mest u hayran olarak selâm verilir ve dua edilir.

MESCİDİ KUBA   

Peygamberimiz Hz. Muhammed, Mekke’den Medine’ye hicretleri esnasında, Medine’ye 5 km. mesafede bulunan Kuba’da 14 gün kalmıştı.

Bu süre içinde Peygamberimiz orada bir mescid inşa etti ve burada namaz kıldı. Kur’an-ı Kerim’de takva üzere yapıldığı bildirilen ve İslâm âleminde cemaatle namaz kılınmak için yapılan ilk mescid budur.

Kuba Mescidini ziyaret etmek ve burada iki veya dört rekat namaz kılmak müstehaptır.

Bu mescidin ziyareti ile ilgili olarak Hz. Peygamber şöyle buyurmaktadır: “Kim evinde güzelce temizlenip abdest aldıktan sonra, başka maksatla değil de sadece namaz kılmak için Kuba Mescidine giderse umre sevabı alır.” Hz.

Peygamber sağlığında, Cumartesi günleri Kuba Mescidini ziyaret eder ve burada namaz kılardı.

 MESCİD İ KIBLETEYN

İslam’ın ilk yıllarında namazlar, Kudüs’te bulunan Mescid-i Aksa’ya doğru kılınıyordu. Peygamber Efendimiz Kıble’nin Kâbe olmasını, yani namazların Kâbe’ye dönülerek kılınmasını çok arzu ediyor ve bu konuda Allah’tan gelecek emri bekliyordu.

Hicretten 18 ay kadar sonra Şaban ayının 15. günü (Berat Kandilinde) Hz. Peygamber, Seleme oğulları mahallesinde öğle veya ikindi namazının farzını kıldırdığı esnada, ikinci rekatın sonunda aşağıdaki âyet-i kerime indi: “… Seni elbette, hoşlanacağın kıbleye döndüreceğiz. O halde hemen Mescid-i Haram’a (Kâbe’ye) doğru dön. (Ey mü’minler) siz de nerede olursanız olun, (namazda) oraya doğru dönün.” Bunun üzerine Hz. Peygamber, namazı bozmadan hemen Kâbe istikametine döndü, cemaat de saflarıyla birlikte döndüler. Böylece Kudüs’e doğru başlanan namazın son iki rekatı Kâbe’ye yönelinerek tamamlandı. İşte bu bakımdan bu mescide Mescid-i Kıbleteyn (İki Kıbleli Mescid) denir.

Bu mescidin yerinde şimdi büyük bir cami yapılmıştır. Bu camii ziyaret edilerek iki veya dört rekat Tahiyyet’ül-Mescid namazı kılınması ve dua edilmesi güzel olur

MESACİD İ SEBA - YEDİ MESCİTLER

Yedi mescidler hendek savaşında Peygamber efendimizin namaz kıldığı, savaşı gözetlediği yerlere yapılan yedi adet küçük mescidden oluşmaktadır.

Yedi Mescidler, Hendek savaşının ardından yaptırılan yedi adet mescittir. Yedi mescidler denilen yedi küçük mescidden oluşan bu mescidler Hz. Selman, Hz. Ebubekir, Hz. Omer, Hz. Osman, Hz. Ali, Hz.Fatıma, Hz.Sa’d b.Muaz için yapılmıştır.

Arapçada Mesacid-i Seb’a olarak geçen yedi mescidler Peygamber efendimizin namaz kıldığı, dua ettiği noktalardadır. Bu mescidlerden dört tanesi günümüzde mevcuttur.

Peygamber efendimizin savaşı gözetlediği noktada yapılan Fetih mescidi bunların en bilinenidir. Fetih mescidi dışında kalan mescidler, hendek savaşı esnasında namazgah olarak kullanılmasından dolayı hürmeten yapılmıştır.

 MESCİD İ GAMAME - BULUT MESCİDİ   

Sevgili Peygamberimiz, Mescid-i Nebevi'ye 200 metre uzaklıkta bulunan bu alanda, bayram namazlarını kıldırır ve yağmur duası yaptırırdı. Bu alana, Musalla yani namaz kılınan açık alan ya da namazgâh manasına gelen Mescid-i Musalla adı verilmişti.

Peygamberimiz (s.a.v.) bayram namazı kıldırırken veya yağmur duası yaptırırken kendisini bir bulutun takip etmesi ve gölgelemesi üzerine Musalla Mescidine bulut manasına gelen Gamame Mescidi adı verilmiştir.

Gamame Mescidi ilk olarak Ömer bin Abdülaziz tarafından yaptırılmıştır. Osmanlı Sultanı I. Abdülmecit tarafından çok kubbeli ve minareli olarak yeniden inşa edilen mescit, Sultan II. Abdülhamit tarafından kapsamlı bir onarımdan geçirilmiştir.

Dikdörtgen yapı şeklinde ve birbirinden farklı büyüklükte 10 kubbeden oluşan mescit, havadan bakıldığında bir bulut görünümündedir.

 MESCİD-İ EBUBEKİR

Gamame Mescidine 40 m mesafededir.

Mescidin olduğu yerde, Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed (SAV) bayram namazlarını kıldırırdı.

Efendimizin vefatından sonra Ebu Bekir (R.A)'de Efendimiz (SAV)’e uymak için bayram namazlarını burada kılmıştır. 


Mescid ilk defa Ömer bin Abdülaziz tarafından inşa edilmiştir. 1838’de Sultan II. Mahmud tarafından yenilenmiş, daha sonraki yıllardada tamiratlardan geçirilmiştir.

MESCİD-İ ÖMER  

Hz Ömerin evinin burada olduğu halifeliği sırasında devleti bu camıden yönettiği kaynaklar arasındadır.

MESCİD İ ALİ

Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in bayram namazlarını kıldırdığı yerlerden biridir. Efendimiz, Gamame Mescidinin bulunduğu yerde bayram namazlarını kıldırmadan önce, bayram namazlarını burada kıldırmıştır.

Bir rivayete göre de, Hz. Osman (r.a.) şehit edilmeden önce evinde mahsur kaldığı zaman, bayram namazını Hz. Ali burada kıldırmış ve bu sebeple Hz. Ali mescidi olarak anıla gelmiştir.

Mescit-i Nebevi’den 290 m uzaklıkta olan, bugünkü mescid, II. Mahmut tarafından yaptırılmış, 1990 lı yıllarda civardaki diğer mescidiler gibi Suudlular tarafından tamir edilmiştir

 

 AMBERİYE MESCİDİ   

Osmanlı tren istasyonunun tam karşısında bizden bir yapı... Amberiye camii. Rivayet odur ki, Osmanlı padişahlarının hacı olmadıkları bilinmektedir. Ancak Haremeyn için fedakârlığın ve hizmetin en güzelini göstermişlerdir. Haremeyn sevdası içinde yanan padişahlarımızdan biri olan Sultan Abdülhamit Medine'den gelen paşalarından birine peygamberin kabrinden amber kokan toprak getirmesini söyler. Paşa buradaki vazifesini tamamladıktan sonra dönüş hazırlıklarını yapar ve trene biner. Tren kalkış düdüğünü derin derin çalarken paşanın aklına padişahın emri gelir. Hemen oturduğu yerden fırlar ve istasyonun dışına koşar. Ravza-i Mutahhara uzakta kalmıştır. Hemen aceleyle istasyonun yanındaki camiinin bulunduğu alandan bir avuç toprak alır. "Canım toprak işte, padişah nereden anlayacak” diyerek İstanbul'a döner. Sultan Abdülhamit paşayı huzuruna alır. Raporunu sunan paşa, beraberinde getirdiği toprağı padişaha uzatır.

Padişah sevinç ve saygıyla toprağı avucuna alır. Burnuna götürür. Koklar. biraz daha koklar. Biraz hüzünle paşaya dönerek;
Paşa, getirdiğin toprak amber kokuyor ama bunun miski eksik der... 
Sultanım mescide ne ad verelim ? Diye sorar. Sultan gülümseyerek, --Amberiye camii olsun,''niçin miski amber değil de sadece amber'' diye sorduklarında senin bu yalancılığını öğrensinler diye
İşte caminin adı bu şekilde oluşmuş, derler.

OSMANLIDAN KALAN SON ESER - TREN İSTASYONU

Hicaz Demiryolunun son durağı olan Medine Garı, Sultan II. Abdülhamit tarafından Medine'de yaptırılan anıt eserlerden biridir.

Sevgili Peygamberimizin ruhaniyeti rahatsız olmasın diye gar binası Medine şehir girişine yapılmıştır ve trenden inenlerin yönü Ravza istikametidir. Böylece trenden inenler ilk önce Rasûlullah Efendimizin (s.a.v.) Kabr-i Şeriflerini görecekler ve onu selâmlayacaklardır.

Ayrıca gürültü çıkarmasın diye Medine’ye giren raylara keçe döşenmiştir.


Hicaz Demiryolu projesi Sultan II. Abdülhamid'in en büyük hayali idi. Kutsal topraklara giden hacıların, çöl yollarında aylarca süren yolculuklarının kolaylaşması ve hacıların daha güvenli bir şekilde hacca gidip gelebilmesi amacıyla yapılmıştır. Ayrıca Osmanlının bu bölgelerdeki denetiminin sağlanması, bölgeye gidecek askerlerin ulaşımının kolaylaşması ve bu bölgenin ekonomik gücünün yükseltilmesi öncelikli hedeflerdir.

Yapımına 1900 yılında başlanan ve toplam uzunluğu 1464 km olan bu yolun 1300 km’lik Şam-Medine arasına öncelik verilmiştir.

Hicaz demiryolu inşaatında çalışan işçilerle teknik elemanlar yalnızca Müslümanlardan seçilmişti. Ayrıca ray ve benzeri malzemeler İstanbul tersanelerinde üretilmiş, traversler ise Toros ve Amanos dağlarındaki ağaçlardan yapılmıştır.


Issız, çorak, susuz ve kumlu çöllerde iklim şartları ile mücadele eden askerlerimiz, aynı zamanda demiryolu yapılmasına karşı çıkan ve engellemeye çalışan eşkıya ile mücadele etmiş ve bu uğurda pek çok şehit vermişlerdi.

Hicaz Demiryolunda 1903 yılında Amman’a, 1904 yılında Maan’a, 1905 yılında Hayfa’ya, 1906 yılında Medayin Salih’e ve 1908 yılında Medine İstasyonuna ulaştı.

II. Abdülhamid Han, demiryolu hattı mukaddes belde Medine’ye ulaşınca, Rasûlullah’ın rûhaniyeti gürültüden rahatsız olmasın diye raylara keçe döşenmesini istemiştir.



MEDİNE BİLALI HABEŞ CAMİ 

Medinede Bilalı Habeşi adında bir cami bulunmaktadır.

Bu Caminin tarihi ile alakalı sahabe dönemine ait olup olmadığı bilinmemektedir.

Ancak Bilalı Habeşi Efendimizin müezzinlerindendir. 
Efendimiz onu çok sevdiği için bizde onu çok seviyor ve özlüyoruz..

Hiç olmassa adının verildiği bir camide namaz kılmak bizi mutlu mesut ediyor..

Medineye gelen kardeşlerimizin görmelerini tavsiye ediyoruz..

HURMA BAHÇELERİ

Medineye gidip hurma bahçelerine gitmeden olmaz..

İslam tarihine baktığımızda Medine hurmalıklarının adının çokça zikredildiğini görürüz. Bugün de Medine’deki hurmalıklara gittiğinizde içinizin ferahladığına şahit olacaksınız. Medine civarındaki hurmalıklar içerisinde Türkler tarafından işletilenler de mevcut. 

Eğer tur programınızda hurmalık gezisi yok ise rehberiniz ile konuşarak programa ekletebilirsiniz.

Hurma bahçelerini ziyaret etmenizin bir faydası da hurma alışverişinizi burada kolaylıkla yapabilecek olmanızdır.

 Umre dönüşü büyük ihtimalle hem sevdiklerinize ikram etmek için hem de kendiniz yiyebilmek için çok fazla miktar ve çeşitte hurma almak isteyeceksiniz. Hurma bahçelerinde çeşit çeşit hurmayı hem yiyebilir hem de satın alabilirsiniz. Bazı bahçe sahipleri satın aldığınız hurmaları sizin için evinize kadar kargoluyor ya da uçağa binerken alabileceğiniz şekilde ayarlıyor. Bu sayede taşıma zahmetinden de kurtulmuş olacaksınız. Bu bahçelerde hurma bulabileceğiniz gibi hurma kahvesi, hurma poleni, hurma sirkesi gibi çok farklı ürünleri de göreceksiniz.

Hurma bahçelerini ziyaretiniz sırasında hurma ile ilgili muhtemelen daha önce duymadığınız birçok özelliği öğreneceksiniz. Bunlardan birkaçı şöyle;

  • Hurma ağaçlarında erkeklik ve dişilik olmak üzere iki farklı cinsiyet vardır
  • Erkek hurmanın polen kokusu dişiye göre farklıdır.
  • Erkek veya dişi hurma ağacının kafası kesilirse ağaçlar ölür

Sıcak havada medinede bir hurma bahçesinde piknik havasında istirahat etmek çay içmek hurma ağaçlarının altında yürümek unultulmayacak anılarla ülkemizde anlatılacak ve unutulmayacaktır.

Hanzala Turizm umrecilerine hurma bahçelerinde bol bol ikramlarda bulunmakta ve doyumsuz anıların oluşmasına sebep olmaktadır..



ZİYARET BİLGİLERİ
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam8
Toplam Ziyaret33785
SAAT
HAVA DURUMU